O kadar yol o kadar koşuşturmaya rağmen yorulmamıştım. Ya da yorulduğumu kabullenmemiştim. Herkes yatmıştı ama uyumayı seven ben uyumak bir yana yatmak, uzanmak bile istemiyordum. Sadece bilmiyordum, yani binevi duygusuzlaşmıştım , canım bir şey yapmak istemiyordu.Sanki içimde bir sıkıntı vardı ama ben farkında değildim, içimde benim fark etmediğim git gide büyüyen bir sıkıntı.Garipti. Mecburen yattım. Elime gülen yüzlü topumu alıp düşünmeye başladım. Tüm o insanların kalbini kırmadan nasıl düşüncelerimi söyleceğimi. Ama tabi ki her zaman olduğu gibi bir sonuca varamadım. İçim daraldı. Düşünmek istemedim. Halbuki çok da huzurluydum bugün. Birden oda aydınlanıp karardı. Açık penceren dışarı baktım. Hiçbir ses yoktu. Dışarıyı izlemeye başladım. Tekrar şimşek çaktı. Ama çok uzakta olmalıydı sesi duyulmuyordu. Hatta çakan yer de görünmüyordu sadece gökyüzü aydınlanıp kararıyordu. Bu küçücük pencere bana yetmezdi. Gökyüzüne, bulutlara, yıldızlara, ay dedeye aşık bana yetmezdi, yetemezdi. Parmak uçlarımda çıktım çatı katına. Birkaç hafta öncesine kadar benim olan bu loş "eski" kokan oda, şu an tozlu kitaplarla doluydu. Karanlıkta ayağımı basacak yerler bula bula pencereme ulaştım. Zar zor taktığım şemsiyeyi sökmüşlerdi çatımdan. Halbuki ne kadar da yakışıyordu oraya, sanki orası için alınmıştı. Kitabımı, müziğimi, huzurumu alır onun altına sığınırdım herkesten kaçmak istediğim günlerde. Gölü izlerdim, güneşin doğuşunu batışını, uçan kuşları, rüzgarın okşadığı ağaçları. Penceremi açtım. Önce karar veremedim çıksam mı dışarı bu yağmurda diye. Üstelik yatacağım için iç çamaşırlarımlaydım sadece. Sonra adeta bir şey beni çekti. Kendimi dışarıda buldum. Akşamın 1.30'uydu.
Ne kadar da güzeldi. Her bir damlanın bacağıma düşüp oradan süzülerek aşağıya inmesini izlemek. Huzurluydum. Belki iç çamaşırlarıyla yağmur yağarken çatıda oturan bir kız deli diye adlandırılırdı ama buna değerdi. Zaten hayatı yaşamaya değer kılmak için arada böyle delilikler yapmak gerekirdi. Bu yağmur benim için huzurdu. Elimi uzattım. Avcumda biriken suya baktım. Acaba bu yağmur başkaları için neydi? Evsizler geldi ilk aklıma. Benim üşüdüğümde girecek bir evim vardı. Sadece zevkten ıslanıyordum bu şekilde. Ama onlar belki de sokakta yağmur dinsin diye dua ediyorlardı. Bu yağmur onlar için üzüntüydü, umutsuzluktu.Sonra çiftçiler geldi. Yeni attıkları tohumlar sulanıyordu. Bu onlar için mutluluktu, bereketti. Sora sokakta yürüyen sıradan insanları düşündüm. Bir binanın altına sığınmış yağmurun geçmesini bekliyorlardı. Gidecekleri yere gitmeleri için engeldi. Bu yağmur onlar için zaman kaybıydı, gereksizdi, sıradan bir hava durumuydu. Bu kadar güzel bir şey sadece onlar için gereksizdi, sıradandı, hiçbir önemi yoktu. Üzüldüm. İnsanlar küçük ayrıntıları kaçırıyorlardı hızlı yaşarken. Hedeflerine odaklanıp etraflarındaki güzellikleri kaçırıyorlardı. Yazık.
İnsanları bir kenara bıraktım. Hep insanları, bu bencil mahlukları düşünmek canımı sıkıyordu. Bugün gördüğüm bulutlar geldi aklıma. Ne kadar da güzellerdi pamuk şekeri gibi pofuduk pofuduk. Pamuk kadar yumuşak mıdır acaba? Yağmur hızlanmıştı. Yağmur, yağmur, yağmur.. Sahi yağmur bulut değil miydi? Evet, evet öyleydi. Yağmur buluttu. Hani şu gördüğümde bende hayranlık uyandıran bulutlardı belki de, şu an parmaklarımın arasından süzülen. Ulaşılması o kadar zor bulutlar elimdeydi. Ben gidemesem de kendileri geliyorlardı. Demek ki o kadar da ulaşılmaz değillerdi. Daha önce neden böyle düşünmemişim diye şaşırdım.
Çıktığım çok olmamasına rağmen içeri girmeliydim. Normal olarak üşümüştüm. Usulca aşağıya indim. Bir havlu alıp kurulandım. Yatağıma girmeden önce penceremi açık bıraktım. Üşüyordum ama yağmur sesiyle uyumalıydım. Son bir kez penceremden dışarı baktım. Yıldızlarıma, ay dedeme iyi geceler dedim. Üstümü örttüm. Başka bir şey düşünmeme fırsat kalmadan uyuyakalmışım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder